Cam tipi FAİ’de Hasta Seçimi ve Güncel Artroskopik Tedavi Karar Algoritması

Derleme Haziran 2026
Doç. Dr. Tacettin Ayanoğlu
Doç. Dr. Tacettin Ayanoğlu Bolu Abant Izzet Baysal Universitesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı

Femoroasetabüler sıkışma sendromu (FAS), femur baş-boyun bileşkesi ile asetabulum arasındaki anormal mekanik temas sonucunda ortaya çıkan ve özellikle genç, aktif bireylerde kalça ağrısının önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilen klinik bir sendromdur. Son yıllarda kalça biyomekaniğine ilişkin bilgi birikiminin artmasıyla birlikte FAS’in erken dönem kalça dejenerasyonu ve osteoartrit gelişimindeki rolü daha iyi anlaşılmıştır.

Warwick Konsensüsü’nde FAS; semptomlar, klinik bulgular ve görüntüleme özelliklerinin birlikte değerlendirilmesiyle tanımlanan bir sendrom olarak kabul edilmiş, yalnızca radyolojik morfolojik değişikliklerin tanı için yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, görüntüleme yöntemlerinde saptanan morfolojik varyasyonlar ile klinik olarak semptomatik hastalığın birbirinden ayrılması açısından önem taşımaktadır.

FAS; cam tipi, pincer tipi ve mikst tip olmak üzere üç temel morfolojik alt grupta incelenmektedir. Bunlar arasında cam tipi FAİ, femur baş-boyun bileşkesindeki asferisite ve baş-boyun ofset kaybı sonucu gelişen mekanik sıkışma ile karakterizedir. Özellikle genç erkeklerde ve yüksek düzeyde sportif aktiviteye katılan bireylerde daha sık görülmekte olup, zaman içerisinde kondrolabral hasar ve ilerleyici eklem dejenerasyonuna neden olabilmektedir.

Cam tipi FAİ’nin güncel tanımı ve patomekaniği

Cam tipi femoroasetabüler sıkışma, femur baş-boyun bileşkesindeki yapısal asferisite sonucu ortaya çıkan ve kalça ekleminde anormal mekanik temasa yol açan bir patolojidir. Normal kalçada femur başı asetabulum içerisinde küresel bir yapı gösterirken, cam morfolojisinde baş-boyun geçiş bölgesindeki kemik çıkıntı nedeniyle bu küresellik bozulur ve baş-boyun ofseti azalır. Sonuç olarak özellikle kalçanın fleksiyon ve iç rotasyon hareketleri sırasında femoral baş-boyun bileşkesi asetabular kenarla erken temasa girer.

Güncel terminolojide cam morfolojisi ile cam tipi femoroasetabüler sıkışma sendromu birbirinden ayrılmalıdır. Cam morfolojisi görüntüleme yöntemleriyle saptanan anatomik bir varyasyonu ifade ederken, cam tipi FAS; semptomlar, klinik bulgular ve görüntüleme özelliklerinin birlikte bulunduğu klinik bir sendromu tanımlar. Bu nedenle asemptomatik bireylerde saptanan cam morfolojisi tek başına tedavi gerektiren bir durum olarak kabul edilmemektedir.

Cam morfolojisinin gelişiminde büyüme çağında maruz kalınan tekrarlayıcı mekanik yüklenmelerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Özellikle futbol, basketbol ve benzeri yüksek yoğunluklu sporlarla uğraşan genç sporcularda cam deformitesinin daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Bu bulgu, mekanik yüklenme ile femur proksimal gelişimi arasındaki ilişkiyi desteklemektedir.

Cam tipi FAİ’de eklem hasarı karakteristik bir biyomekanik süreç sonucunda gelişir. Fleksiyon ve iç rotasyon sırasında oluşan tekrarlayıcı temas, öncelikle kondrolabral bileşkede stres artışına neden olur. Sürecin ilerlemesiyle asetabular kıkırdakta delaminasyon, kondral ayrışma ve sonrasında labral yaralanmalar ortaya çıkabilir. Uzun dönemde bu değişiklikler kalça ekleminde dejeneratif dönüşümü hızlandırabilmektedir.

Tanısal değerlendirme ve cerrahi adayının belirlenmesi

Cam tipi femoroasetabüler sıkışma sendromunda başarılı tedavinin temelini doğru tanı ve uygun hasta seçimi oluşturmaktadır. Tanısal değerlendirme; ayrıntılı hasta öyküsü, fizik muayene ve görüntüleme yöntemlerinden elde edilen bulguların birlikte yorumlanmasına dayanır. Klinik semptomlar ile radyolojik bulgular arasındaki uyumun gösterilmesi, gereksiz cerrahi girişimlerin önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Hastalar sıklıkla kasık bölgesinde lokalize ağrı ile başvurur. Ağrı genellikle uzun süre oturma, çömelme, merdiven çıkma, koşma veya kalçanın tekrarlayan fleksiyon hareketleri sırasında artış gösterir. Bazı olgularda hareket sırasında takılma hissi, mekanik semptomlar ve performans kaybı eşlik edebilir. Özellikle sportif aktivite sırasında ortaya çıkan veya artan yakınmalar tanısal açıdan önem taşımaktadır.

Provokatif testler içerisinde en yaygın kullanılan yöntem FADIR testidir. Fleksiyon, adduksiyon ve iç rotasyon sırasında hastanın tipik ağrısının ortaya çıkması testin pozitif olarak değerlendirilmesini sağlar. FABER testi ise ayırıcı tanıda ve kalça kaynaklı ağrının değerlendirilmesinde yardımcı bilgiler sunabilir.

Görüntüleme yöntemleri tanıyı desteklemek ve eşlik eden eklem içi patolojileri ortaya koymak amacıyla kullanılmaktadır. İlk değerlendirmede standart pelvis ve kalça grafileri tercih edilir. Direkt grafiler femur baş-boyun bileşkesindeki morfolojik değişiklikleri, baş-boyun ofset kaybını ve eşlik eden dejeneratif bulguları göstermede yararlıdır. Bununla birlikte radyolojik bulguların tek başına tanı koydurucu olmadığı unutulmamalıdır.

Manyetik rezonans görüntüleme, özellikle labral ve kondral patolojilerin değerlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Labral yırtıklar, asetabular kıkırdak hasarı, kemik iliği ödemi ve diğer intraartiküler patolojiler ayrıntılı olarak değerlendirilebilir. Cerrahi planlama aşamasında elde edilen bu bilgiler, uygulanacak girişimin kapsamının belirlenmesine katkı sağlamaktadır.

Cerrahi adayının belirlenmesinde temel kriter; semptomatik hastalık varlığı ile görüntüleme bulguları arasında klinik uyumun gösterilmesidir. Yapılandırılmış konservatif tedaviye rağmen ağrısı devam eden, fonksiyonel kapasitesi azalan ve günlük yaşam aktiviteleri belirgin şekilde etkilenen hastalar cerrahi tedavi açısından değerlendirilmelidir. Buna karşılık ileri osteoartrit, belirgin eklem aralığı daralması ve yaygın kıkırdak kaybı bulunan hastalarda artroskopik tedaviden elde edilecek fayda sınırlı olabileceğinden, hasta seçiminde dikkatle yapılmalıdır.

Sonuç olarak tanısal değerlendirme süreci yalnızca morfolojik deformitenin saptanmasını değil, semptomların kaynağının doğrulanmasını ve eklem biyolojisinin değerlendirilmesini de içermelidir. Doğru tanı ve uygun cerrahi endikasyon, tedavi başarısını belirleyen en önemli unsurlardan biridir.

Hasta seçimi ve prognostik faktörler

Cam tipi femoroasetabüler sıkışma sendromunda artroskopik tedavinin başarısını belirleyen en önemli unsur uygun hasta seçimidir. Son yıllarda yayımlanan çalışmalar, cerrahi sonuçların yalnızca deformitenin düzeltilmesine değil, hastanın demografik özelliklerine, eklem içerisindeki yapısal hasarın derecesine ve hastalığın evresine bağlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle güncel yaklaşım, tüm hastalar için standart bir cerrahi endikasyon yerine bireyselleştirilmiş değerlendirmeyi ön plana çıkarmaktadır.

Yaş, artroskopik tedavi sonuçlarını etkileyen en önemli prognostik faktörlerden biridir. Genç ve orta yaşlı hastalarda fonksiyonel iyileşme, hasta memnuniyeti ve spora dönüş oranları daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte kronolojik yaş tek başına cerrahi kararın belirleyicisi değildir. Eklem kıkırdağının korunmuş olması ve ileri dejeneratif değişikliklerin bulunmaması durumunda ileri yaş grubundaki bazı hastalarda da başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

Eklem dejenerasyonunun derecesi, uzun dönem sonuçların öngörülmesinde kritik öneme sahiptir. Düşük Tönnis derecesine sahip ve eklem aralığı korunmuş hastalarda artroskopi sonrası klinik sonuçların daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Buna karşılık ileri osteoartrit, belirgin eklem aralığı daralması ve yaygın dejeneratif değişiklikler hem hasta memnuniyetini azaltmakta hem de ilerleyen dönemde total kalça artroplastisine ihtiyaç duyulma riskini artırmaktadır.

Kıkırdak ve labral yapıların durumu da tedavi başarısını doğrudan etkilemektedir. Sınırlı kondral lezyonları bulunan hastalarda ağrı kontrolü ve fonksiyonel iyileşme daha belirgin iken, yaygın asetabular veya femoral kıkırdak kaybı bulunan olgularda sonuçlar daha sınırlı kalabilmektedir. Benzer şekilde korunabilir nitelikteki labral dokunun varlığı, güncel tamir tekniklerinin uygulanabilmesine olanak sağlayarak klinik sonuçları olumlu yönde etkileyebilmektedir.

Semptom süresi ile eklem hasarının derecesi arasında ilişki bulunduğu bildirilmiştir. Uzun süreli yakınmalara sahip hastalarda daha ileri kondrolabral hasar görülme olasılığı artmaktadır. Bu nedenle konservatif tedaviye yanıt vermeyen ve yaşam kalitesi bozulan hastalarda gereğinden uzun süre beklenmesi, cerrahi sonuçları olumsuz etkileyebilecek ilerleyici eklem hasarına zemin hazırlayabilir.

Sporcular özel bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Cam morfolojisi yüksek düzeyde sportif aktivite gösteren bireylerde daha sık görülmesine rağmen, her morfolojik değişiklik semptomatik hastalık anlamına gelmez. Cerrahi karar verilirken ağrının performans üzerindeki etkisi, spora dönüş beklentisi ve konservatif tedaviye verilen yanıt birlikte değerlendirilmelidir. Uygun seçilmiş sporcularda artroskopi sonrasında yüksek oranlarda spora dönüş bildirilmektedir.

Olumsuz prognostik faktörler arasında ileri osteoartrit, yaygın kondral hasar, düşük eklem aralığı, obezite, ileri yaş ve eşlik eden dejeneratif kalça patolojileri yer almaktadır. Bu hasta grubunda revizyon cerrahisi gereksinimi ve total kalça artroplastisine dönüşüm riski daha yüksektir.

Mevcut kanıtlar doğrultusunda ideal artroskopi adayı; semptomatik cam tipi FAİ bulunan, yapılandırılmış konservatif tedaviye rağmen yakınmaları devam eden, düşük dereceli osteoartrite sahip, eklem aralığı korunmuş ve ileri kıkırdak kaybı bulunmayan hasta olarak tanımlanabilir.

Konservatif tedavi ve cerrahiye geçiş kararı

Cam tipi femoroasetabüler sıkışma sendromunda tedavinin temel amacı ağrının azaltılması, fonksiyonel kapasitenin korunması ve ilerleyici eklem hasarının önlenmesidir. Güncel kılavuzlar ve literatür verileri doğrultusunda, semptomatik hastalarda ilk basamak yaklaşım konservatif tedavi yöntemlerinden oluşmaktadır. Cerrahi tedavi ise konservatif yöntemlerden yeterli fayda görmeyen uygun hasta grubunda değerlendirilmelidir.

Konservatif tedavinin temel bileşenlerinden biri hasta eğitimi ve aktivite modifikasyonudur. Kalçanın derin fleksiyon, adduksiyon ve iç rotasyon kombinasyonlarını içeren hareketler sıkışma mekanizmasını artırabileceğinden, semptomları provoke eden aktivitelerin azaltılması önerilmektedir. Özellikle çömelme, düşük oturma pozisyonları ve yüksek etkili sportif aktivitelerin sınırlandırılması bazı hastalarda semptom kontrolüne katkı sağlayabilmektedir.

Fizyoterapi, konservatif tedavinin en önemli bileşenidir. Güncel rehabilitasyon programları yalnızca kas kuvvetlendirmeye değil, aynı zamanda pelvik stabilitenin geliştirilmesine, nöromusküler kontrolün iyileştirilmesine ve anormal hareket paternlerinin düzeltilmesine odaklanmaktadır. Kalça çevresi kasların güçlendirilmesi ve hareket kontrolünün artırılması, eklem üzerine binen mekanik yüklerin azaltılmasına yardımcı olabilmektedir.

İntraartiküler enjeksiyonlar hem tanısal hem de terapötik amaçlarla kullanılabilmektedir. Özellikle lokal anestezik ve kortikosteroid enjeksiyonları, ağrının kaynağının kalça eklemi olup olmadığının belirlenmesinde yararlı bilgiler sağlayabilir. Bununla birlikte enjeksiyon uygulamaları yapısal deformiteyi düzeltmediğinden uzun dönem tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemelidir.

Konservatif tedavinin etkinliği hastanın semptom şiddetine, fonksiyonel beklentilerine ve eklem içerisindeki yapısal hasarın derecesine bağlı olarak değişmektedir. Hafif semptomları bulunan bazı hastalarda konservatif yöntemlerle yeterli klinik iyileşme sağlanabilirken, daha aktif bireylerde ve belirgin fonksiyonel kısıtlılığı bulunan hastalarda yakınmaların devam ettiği bildirilmektedir.

Cerrahiye geçiş kararı verilirken yalnızca görüntüleme bulguları değil, klinik semptomların şiddeti ve konservatif tedaviye verilen yanıt dikkate alınmalıdır. Genel kabul gören yaklaşım, uygun süreli konservatif tedaviye rağmen ağrısı devam eden, günlük yaşam aktiviteleri kısıtlanan ve fonksiyonel kapasitesi belirgin şekilde azalan hastaların cerrahi açıdan değerlendirilmesidir.

Son yıllarda yayımlanan karşılaştırmalı çalışmalar, özellikle semptomatik cam tipi FAİ bulunan genç ve aktif bireylerde kalça artroskopisinin konservatif tedaviye kıyasla daha belirgin fonksiyonel iyileşme sağlayabileceğini göstermiştir. Randomize kontrollü araştırmalar, uygun seçilmiş hastalarda artroskopik tedavinin yaşam kalitesi ve hasta bildirimi esaslı sonuç ölçütlerinde anlamlı iyileşmeler sağlayabildiğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte cerrahi başarının büyük ölçüde doğru endikasyon ve uygun hasta seçimine bağlı olduğu unutulmamalıdır. Sonuç olarak konservatif tedavi, cam tipi FAS yönetiminde ilk basamak yaklaşım olmaya devam etmektedir

Güncel artroskopik tedavi yaklaşımları

Artroskopik yaklaşımın temel amacı, sıkışmaya neden olan kemik deformitesinin düzeltilmesi, eklem biyomekaniğinin yeniden sağlanması ve eşlik eden intraartiküler patolojilerin tedavi edilmesidir. Minimal invaziv yapısı sayesinde yumuşak doku hasarının azaltılması, erken rehabilitasyon imkânı sağlaması ve başarılı klinik sonuçlar sunması nedeniyle son yıllarda kullanım sıklığı belirgin şekilde artmıştır.

Cam tipi FAİ’nin cerrahi tedavisinin temel bileşeni femoral osteoplastidir. Bu işlemde femur baş-boyun bileşkesindeki kemik çıkıntısı kontrollü şekilde rezeke edilerek normal baş-boyun konturu yeniden oluşturulmaya çalışılır. Amaç, kalça fleksiyonu sırasında meydana gelen anormal teması ortadan kaldırmak ve hareket açıklığını artırmaktır. Güncel çalışmalar, yetersiz rezeksiyonun başarısız sonuçların ve revizyon cerrahilerinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte aşırı rezeksiyon da femur boynunda yapısal zayıflamaya yol açabileceğinden cerrahi planlamanın dikkatli yapılması gerekmektedir.

Labral patolojilerin yönetimi modern kalça artroskopisinin temel unsurlarından biridir. Labrumun kalça stabilitesi, yük dağılımı ve eklem sıvısının korunmasındaki önemli rolü nedeniyle güncel yaklaşım mümkün olduğunca labral dokunun korunmasını hedeflemektedir. Bu nedenle geçmişte yaygın olarak uygulanan debridman işlemleri yerini büyük ölçüde labral tamire bırakmıştır. Literatürde, labral tamir uygulanan hastalarda fonksiyonel sonuçların ve hasta memnuniyetinin daha yüksek olduğu bildirilmiştir.

Bazı olgularda labral doku ileri derecede dejeneratif olabilir veya önceki cerrahi girişimler nedeniyle korunamayacak durumda bulunabilir. Bu hasta grubunda labral rekonstrüksiyon önemli bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Rekonstrüksiyon işlemi, labral fonksiyonun yeniden oluşturulmasını hedeflemekte ve uygun olgularda başarılı klinik sonuçlar sağlayabilmektedir.

Son yıllarda kapsül yönetimi de artroskopik tedavinin önemli bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Cerrahi erişim amacıyla gerçekleştirilen kapsülotominin ardından kapsülün anatomik olarak onarılması, postoperatif kalça stabilitesinin korunmasına katkı sağlayabilmektedir. Özellikle hipermobilite veya kapsüler gevşeklik riski bulunan hastalarda kapsül onarımı daha fazla önem kazanmaktadır.

Cam tipi FAİ’ye sıklıkla eşlik eden kondral lezyonların tedavisi, lezyonun lokalizasyonu ve yaygınlığına göre planlanmaktadır. Artroskopi sırasında saptanan kıkırdak hasarları için debridman, mikrokırık uygulamaları veya uygun biyolojik tedavi yöntemleri tercih edilebilmektedir. Ancak ileri derecede yaygın kondral kayıp bulunan olgularda cerrahi sonuçların daha sınırlı olabileceği akılda tutulmalıdır.

Kalça artroskopisi genel olarak güvenli bir prosedür olarak kabul edilse de komplikasyon ve revizyon cerrahisi gereksinimi tamamen ortadan kalkmamıştır. Güncel literatürde revizyon artroskopisinin en sık nedeni rezidüel cam deformitesi ve yetersiz femoral osteoplasti olarak bildirilmektedir. Bunun yanında progresif kıkırdak hasarı, devam eden mekanik sıkışma ve tedavi edilmemiş eşlik eden patolojiler de başarısız sonuçlara katkıda bulunabilmektedir.

Sonuç olarak modern artroskopik tedavi anlayışı yalnızca kemik deformitesinin düzeltilmesine odaklanmamakta; labral koruma, kapsül yönetimi ve eşlik eden kondral patolojilerin tedavisini de içeren kapsamlı bir yaklaşım benimsemektedir. Başarılı sonuçlar, uygun cerrahi teknik ile hasta özelliklerinin doğru eşleştirilmesine bağlıdır.

Güncel artroskopik tedavi algoritması

Cam tipi femoroasetabüler sıkışma sendromunun yönetiminde temel hedef, semptomların kontrol altına alınması, fonksiyonel kapasitenin korunması ve ilerleyici eklem hasarının önlenmesidir. Güncel literatür, tedavi kararının tek bir radyolojik bulguya değil; klinik semptomlar, fizik muayene bulguları, görüntüleme sonuçları ve prognostik faktörlerin birlikte değerlendirilmesine dayanması gerektiğini göstermektedir.

Tedavi algoritmasının ilk basamağını doğru tanının doğrulanması oluşturmaktadır. Kalça ağrısı ile başvuran hastalarda ayrıntılı klinik değerlendirme yapılmalı, fizik muayene bulguları görüntüleme yöntemleriyle desteklenmelidir. Klinik ve radyolojik uyumun bulunmadığı olgularda alternatif tanılar göz önünde bulundurulmalıdır.

Tanının doğrulanmasının ardından konservatif tedavi süreci başlatılmalıdır. Hasta eğitimi, aktivite modifikasyonu ve yapılandırılmış fizyoterapi programları tedavinin temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Gerektiğinde intraartiküler enjeksiyonlar hem tanısal hem de kısa dönem terapötik amaçlarla kullanılabilir. Bu dönemde amaç, semptom kontrolünün sağlanması ve cerrahi gereksiniminin objektif olarak değerlendirilmesidir.

Konservatif tedavi sonrasında hastanın yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Ağrıda belirgin azalma, fonksiyonel kapasitede artış ve günlük yaşam aktivitelerinde düzelme sağlayan hastalarda konservatif yaklaşım sürdürülebilir. Buna karşılık yakınmaları devam eden ve yaşam kalitesi etkilenen hastalarda cerrahi tedavi seçenekleri gündeme gelmelidir.

Cerrahi karar aşamasında prognostik faktörlerin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Düşük dereceli osteoartrit, korunmuş eklem aralığı, sınırlı kıkırdak hasarı ve yüksek fonksiyonel beklenti, artroskopik tedaviden fayda görme olasılığını artıran özellikler arasında yer almaktadır. Buna karşılık ileri dejeneratif değişiklikler ve yaygın kondral kayıp bulunan hastalarda beklenen klinik fayda daha sınırlı olabilir.

Artroskopi kararı verilen hastalarda temel cerrahi girişim femoral osteoplastidir. Eşlik eden labral patolojilerde mümkün olduğunca labral tamir tercih edilmeli, gerekli durumlarda rekonstrüksiyon seçenekleri değerlendirilmelidir. Kondral lezyonların tedavisi ve uygun kapsül yönetimi cerrahinin ayrılmaz parçaları olarak planlanmalıdır.

Cerrahi sonrası rehabilitasyon süreci tedavinin son basamağını oluşturmaktadır. Hareket açıklığının korunması, kas kuvvetinin yeniden kazanılması ve fonksiyonel kapasitenin artırılması hedeflenmelidir. Sporcularda spora dönüş kararı bireysel değerlendirme sonucunda verilmelidir.

Özetle güncel karar algoritması; tanının doğrulanması, konservatif tedavi uygulanması, tedavi yanıtının değerlendirilmesi, prognostik faktörlerin analiz edilmesi ve uygun adaylarda artroskopik girişimin planlanması esasına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, hasta odaklı ve bireyselleştirilmiş tedavi anlayışının temelini oluşturmaktadır.

Sonuç

Cam tipi femoroasetabüler sıkışma sendromu, genç ve aktif bireylerde kalça ağrısının önemli nedenlerinden biri olup, uygun şekilde tanınmadığında ilerleyici kondrolabral hasar ve erken dejeneratif değişikliklere yol açabilmektedir.

Güncel yaklaşım, görüntüleme yöntemlerinde saptanan morfolojik değişikliklerin tek başına hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini; tanının klinik semptomlar, fizik muayene bulguları ve radyolojik özelliklerin birlikte yorumlanmasıyla konulması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle tedavi planlamasında yalnızca morfolojik deformitenin varlığı değil, hastanın fonksiyonel durumu, semptom şiddeti ve eklem içerisindeki yapısal hasarın derecesi de dikkate alınmalıdır.

Konservatif tedavi, cam tipi FAS yönetiminde ilk basamak yaklaşım olmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte uygun hasta grubunda uygulanan kalça artroskopisi, ağrı kontrolü, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitesinin artırılması açısından başarılı sonuçlar sağlayabilmektedir. Güncel cerrahi yaklaşım; yeterli femoral osteoplasti, labral koruma, uygun kapsül yönetimi ve eşlik eden kondral patolojilerin tedavisini içeren kapsamlı bir stratejiye dayanmaktadır. Mevcut literatür, artroskopik tedavinin başarısının büyük ölçüde doğru hasta seçimine bağlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bireyselleştirilmiş değerlendirme ve hasta odaklı karar verme süreci, uzun dönem klinik sonuçların iyileştirilmesinde temel unsur olarak kabul edilmelidir.

Kaynaklar

  1. Griffin DR, Dickenson EJ, O’Donnell J, Agricola R, Awan T, Beck M, et al. The Warwick Agreement on femoroacetabular impingement syndrome (FAI syndrome): an international consensus statement. Br J Sports Med. 2016;50(19):1169-1176.
  2. Griffin DR, Dickenson EJ, Wall PDH, Achana F, Donovan JL, Griffin J, et al. Hip arthroscopy versus best conservative care for the treatment of femoroacetabular impingement syndrome (UK FASHIoN): a multicentre randomised controlled trial. Lancet. 2018;391(10136):2225-2235.
  3. Minkara AA, Westermann RW, Rosneck J, Lynch TS. Systematic review and meta-analysis of outcomes after hip arthroscopy in femoroacetabular impingement. Am J Sports Med. 2019;47(2):488-500.
  4. Kuroda Y, et al. Patient-related risk factors associated with outcomes following hip arthroscopy for femoroacetabular impingement syndrome. Bone Joint J. 2020;102-B:822-829.
  5. Spencer AD, Hagen MS. Predicting outcomes in hip arthroscopy for femoroacetabular impingement syndrome: current concepts and prognostic factors. J Hip Preserv Surg. 2024.
  6. Dancy ME, et al. Nonoperative treatment of femoroacetabular impingement syndrome: current concepts and evidence. JBJS Rev. 2025;13(3):e24.00211.
  7. Migliorini F, et al. Arthroscopic management of femoroacetabular impingement syndrome: a systematic review. J Clin Med. 2025;14:1455.
  8. Lamo-Espinosa JM, et al. Arthroscopy versus conservative treatment in femoroacetabular impingement syndrome: systematic review and meta-analysis. Sci Rep. 2025;15:91788.
  9. Jakobsen M, et al. Alpha angle reporting in cam morphology and femoroacetabular impingement: a systematic review. J Hip Preserv Surg. 2024.
  10. Contemporary techniques in femoral osteoplasty for cam-type femoroacetabular impingement. J Arthrosc Glob Res Rep. 2024;9:e24.00276.
  11. Migliorini F, et al. Hip arthroscopy for femoroacetabular impingement syndrome: current evidence and future perspectives. Arch Orthop Trauma Surg. 2025;145:5890.
  12. BMC Musculoskelet Disord. Cam morphology and sports participation: systematic review and meta-analysis. 2025;26:8603.
Facebook
LinkedIn
X
Email

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Megaphone with text saying Important Announcement Stay Tuned for Updates We Have an Exciting Message to Share

Olağan Genel Kurul 2026 | Yeni Yönetim Kurulumuz

Derneğimizin Olağan Genel Kurulu’nda gerçekleştirilen seçimler sonucunda göreve gelen yeni Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelerimizi sizlerle paylaşmaktan onur duyarız. Yeni dönemde camiamıza ve bilime katkı sunacak tüm kurul üyelerimize

Read More »
Search
Megaphone with text saying Important Announcement Stay Tuned for Updates We Have an Exciting Message to Share
Duyurular
Asim Ahmadov

Olağan Genel Kurul 2026 | Yeni Yönetim Kurulumuz

Derneğimizin Olağan Genel Kurulu’nda gerçekleştirilen seçimler sonucunda göreve gelen yeni Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelerimizi sizlerle paylaşmaktan onur duyarız. Yeni dönemde camiamıza ve bilime katkı sunacak tüm kurul üyelerimize

Read More »